Takip et: @slckbymz

25 Nisan 2012 Çarşamba

Ermeni Sorununda; Bir de Burdan Yak



Yani aslında hepimiz aynı şehrin insanlarıyız.
İnsan aynı su gibidir.  Suyu hangi kaba koyarsan onun şeklini alır, insanda öyledir, hangi coğrafya, iklim yada  tarih süzgecinden geçirirsen o biçimi alır, gelişimini o tarihsellik içinde sürdürür. Farklı devletlerin yada coğrafyaların, dinlerin, mezheplerin ortak noktası, o bahsettiğimiz  "insan" üzerinden işlenmesidir.
Ama bir insanı sırf insan olduğu için, sadece senden benden, bize benzeyen bir varlık olduğu için anlamlandıramıyoruz bir türlü. Onu türlü sıfatlarla türlü isimlerle tanımlıyoruz. Asıl merkez noktadan kaçıyoruz.

24 Nisan Ermeniler için 1915'teki büyük felaketin anıldığı, siyasallaştığı, törenleştiği anma günüydü. Son yüz yılda, yüksek bilgi kirliliği içinde bu kadar siyasallaşabilen birkaç iddiadan biridir ermeni soykırımı iddiası. Biz yapmadık diyoruz, bizden birileri "yaptınız ama, ayıp itiraf edin" diyor, devlet parlamentolarında soykırım yaptığımıza dair yasalar çıkıyor, birileri bir siyaset güdüyor gerçek yada hayali ölülerin üzerinden..

Bense geçmişte yaşanan ne olursa olsun; olaya şu boyuttan bakmak istiyorum. Ermeniler ve türkler, hatta daha doğrusu Anadolu ahalisi yüz yıllardır birlikte yaşadı. Belki modern devlet ile birlikte ortaya çıkan ulusçuluk, Osmanlı'nın paylaşımı - bölüşümü iddiası olmasa hala Ermeni kardeşlerimizle birlikte yaşıyor olurduk. Ermeniler Osmanlı'da yüz yıllar boyu devlet görevlerinde, ülke ticaretinde önemli görevlerde bulundular. Ama ne yazık ki; hem Osmanlı imparatorluğunun yıkılma sürecinde olması, hemde 1. dünya savaşı öncesi ve sonrasında yaşananlardan ötürü  Ermeni'lerin aleyhine yaşanan bazı olumsuzluklar olmuş olabilir. (Ama bu olumsuzluklara ermeni devleti ve batılı devletler tarafından tek taraflı ve oryantalist bir bakış açısıyla bakıldığı da ortadadır.) Bu yaşananlardan dolayıda; birlikte yaşayan iki millet, birbirine düşman gören iki ulusa dönüştü. Karşıt güç yaratmak üzerinden o dönemin koşullarıda göz özünde bulundurularak yeni devletler kuruldu. Türkiye'nin kendisi de buna bir örnektir aslında. Ne yazıkki nefret çığ gibi büyür, ve ulus devlet modasını yeşertmek için yüzyılın başında "nefret" olgusu, istismara uğramıştır. Devletlerin büyümesi, gelişmesi, otoritenin kurulması amacıyla " başkasına duyulan nefret" bir araç olarak kulanılmıştır.

Günümüzde ise; doğurulan bu nefretin sonuç vermesi için, 3. şahıs parlamentolar, dış ülkelerde ki temsilcilikler, vakıflar, dernekler aracı olmaktadır. Parlamentoların karar vermesi yerine, belki ortak tarih komisyonları kurdurularak gerçeğin açığa çıkarılması sağlanabilir. Ama ne yazık ki; konu tarafların her biri açısından fazlasıyla hatta tamamen politize edildiğinden dolayı, bilimin ışığının söndürülerek, parlamentoların ve hükümetlerin insiyatifinde nesnellikten uzak bir tarih anlayışıyla incelenmekte ve kararlar bu doğrultuda verilmektedir.
Ermeni sorununda eskiye nazaran oldukça yol kat etildi. 2008 yılında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Ermenistan-Türkiye milli maçını izlemeye bizzat gitmesi, heyetler arası görüşmeler çok önemli adımlardı. Sorunun yukarıda bahsettiğim önemli bir yanı ise; 3. ülkelerin iç politika endişelerini uluslararası sorunların önüne geçirip, bu yönde politika yapmalarıdır. Fransa  yada Amerika birleşik devletleri örneğinde ve daha bir çok ülkede sıkça gördüğümüz bir durum olmaktadır bu.

Tabi; Ermeniler on yıllar sonucunda güçlü lobi ve yurt dışındaki nüfuslarını doğru kullanma becerilerininde etkisiyle bu konuyu küresel dünyaya iyi anlatıp, onları ikna etmeyi başardılar. Biz bunu ne yazık ki başaramadık.

Yeni kurulan Türk ulus devletinin ekonomik ve siyasal temellerinin atılabilmesi için azınlıklar ve resmi ideoloji dışında kalan "ötekilere" ilişkin sorunlar cumhuriyetin şimdiye kadar uzanan temel problemi oldu. Devletinde kendi kendini gerçekleştirme, temellerini sağlamlaştırmak için 1936 azınlık yasası gibi veyahut örneklerini günümüze kadar uzandırabileceğimiz ötekilere karşı merkezi koruma temelli birçok yanlışının  olduğunu da kabullenmek gerekiyor.

Nefret o kadar güçlüdür ki bir anda doğar, tsunami gibi alır götürür yıkar, ve çoğalır.. Nefret geometrik olarak çoğalır, ama sevgi öyle değildir.. Biz "ermeni" diye hakaret ediyoruz insanlara, onlarda da Türk yada Türkiyeli diye seni katil görüyor. Oysa aynı türkülerin, aynı yemeklerin, ortak kelimelerin sahibiyken.. Yeni nesil çocuklar böyle öğreniyor böyle biliyor.

Ama nefreti silmeyi önce kendimizden başlamalıyız. Türkiye vatandaşı olan çok değerli Ermeni kardeşlerimiz var. En az bizim kadar bu ülkeyi seviyorlar. Bu ülkenin bir parçası olmuşlar. Kabullenmemiz gereken; bu ülkenin çok uluslu bir imparatorluğun ardılı olduğundan dolayı çok farklı etnik unsurları içinde ihtiva etmesidir. 

23 nisandan yeni çıkmışken, yeni nesiller bu nefretle büyümesin. Bu meseleyi onları en doğru bir biçimde anlatmamız en önemli vazifelerimizdendir. 20. yy. hemen başında, emperyal ve kapitalist devletlerin 1. dünya savaşı öncesi ve sonra üstümüze kapattıkları bu utanç perdesi kapansın.
İki devlette bunu anlasın. Bu coğrafyada yaşamak için birbirimize ihtiyacımız var.


23 Nisan 2012 Pazartesi

Bir 23 Nisan Yazısı



23 Nisan Ulusal egemenlik ve çocuk bayramı.. 23 Nisan'da, çocuklara, demokrasi ve kendi kendilerini yönetebilecekleri bir düzen emanet edilmiştir. Peki sadece bu mudur? 23 Nisan demek bir devlet büyüğünün koltuğuna bir çocuğun oturtulması, yedi düvelden çocukları getirip, haydi kaynaşın denilmesi midir sadece?


20 milyon 19 yaş atında ki çocuğun sorunlarını konuşmak değil midir. Ve onlara göre değişen dünyayı, çağın yeni getirilerini, değişen dünyada kentleşmeyi yada internet ve iletişim dünyasını çocuk gözünden anlamak, değerlendirmek değil midir. 


Ya eğitim de eşitsizliği.. Birileri köy okullarında yada karda kışta  kilometrelerce mesafeler yürüyerek eğitim almaya çalışırken, başka birilerinin kapılarından alınan özel servislerle en iyi okullarda okuması.. Ki okusun tabi. Bizim ona bir lafımız yok, ama diğer çocukta benzer şartlarda okuyabilsin diye tartışsak, içimizde bir burukluk olsa bu 23 Nisan'da olmaz mı ?


Hapishanede yatan çocuk sayılarını vurgulasak bu 23 Nisan da.. Dünyanın en büyüyen ekonomisiyiz diyoruz ama çocuk mahkumlar konusunda da öyleyiz.. İlk sıralardayız. Neden hapishanede yattıklarını bilsek.. Mesela her gün sokaklarda gördüğümüz çöp toplayıcı çocuklar var. Onlar için de 23 Nisan'mıdır bugün. Neşe doluyor mudur içleri ? 


Herşey bahar bahçe festival konser değil sonuçta. Yetimhanelerdeki çocuk sayısını bilsek..  Yalnızlar mı. Neler yapıyorlardır yalnız başlarına diye düşünsek bir çok çocuk anne babalarıyla bu güneşli günlerde gezerken.. Hapishanede yada mezarda olan, yada hiç görmedikleri anne babaları olmadan, yetimhane müdürlüğünün onları için hazırladığı palyaçolu etkinliğe sevinsek mi? Ziyaret mi etsek mi onları diye düşünsek.. Daha bir 23 Nisan olmaz mı ? 



Taş atan çocukları, onların içindeki öfkeyi anlamaya çalışsak.. Veyahut bir bu kadar çarpıcı olan; Her gün hayatımıza  bir başka T.S, K.P, N.Ç gibi isimlerle çıkan çocukları dinlesek gönüllerimizde bir kez daha. Çoğu en yakını, en güvendikleri tarafından istismar edilmiş. Okul müdürü, öğretmeni yada komşusu.. Giden gelen vurmuş mazluma.



Mustafa Kemal çocuklara emanet etmişti cumhuriyeti, demokrasiyi, ülkeyi..  
Ezilerek, çile çekerek büyüyen çocuğun içinde, derinlerinde büyüdükçe ona miras kalan kızgınlıklar, nefretler olur. Ülkeyi emanet edeceğin bireyler bu şekilde yönetir mi doğru düzgün, aksamadan ? Yaparlar mı sence ?

Yine bağırarak konuşarak, tartışarak, kavga ederek anlaşacak insanlar olacaklar. Palamento da birbirlerinin boğazına sarılacakları. Doktor dövecekler. Büyüyene kadar o kadar ezilmiş olacak ki; her hangi bir iktidara güçe karşı hep boyun eğecek. Kendi parti liderinin kuklası olacak. Elini kaldırıp indirecek. Haksız gücün yanında olacak. Mazlumun ahı olmaktansa, kuvvetlinin silahı olacak. Akrabalara, tanıdıklara rant sağlayacaklar. Merhametsiz olacaklar. İçlerinde yaşanmamış duyguların acıları nefretleri kalacak. Onlar bile anlamayacak bu davranışlarının nedenlerini, ama sebebi hep bunlar olacak. 

Yani hiç bir 23 nisan o kadar da neşeli olmayacak.

Mutlu bayramlar.