Takip et: @slckbymz

18 Mart 2012 Pazar

..ama bir insan öldü.

Yazmak için geç bir saat aslında. Uykumu bölmedim. Uyumam gereketiği halde uyumadım sadece.Odamda loş bir ışık var. Işık dediğim, masa da ki çalışma lambası. Ama hiç yoktan  İyi hissettiriyor beni. Bende yatağımın üstünde modern daktilomla modern papirüs kağıdıma bir şeyler karalıyorum. Ki bu kadar aşna-fişna olmamıza rağmen kendisiyle, sizli-bizliyiz bu akşam. Bir mesafe* var aramızda.

Tabi ben bu satırları yazarken birilerinin ailesi çok üzücü bir gece geçiriyor. Bende bundan oldukça etkilendim. Belkide bu nedenle bu kelimeleri içimden dışarı dökme ihtiyacı duydum.

bir insan öldü.

18 mart gündüzü  bol kargaşa ve kavgaya tanık oldu. Hak aramaya, hemde sonu ölümle sonuçlanan bir hak aramaya.. devletle onun erk ve otoritesine karşı duranlar, devletin asabiyeti ve ciddiyetine karşılık buna baş kaldıranlar.. bu ikili karşı karşıya geldi. Ki baş kaldırmak her zaman bir haktır. Hobbes'un dediği gibi, "insan menfaati peşinde koşar" ve bugün elde ettiğimiz tüm haklar, özgürlükler tarihin dipsiz kuyularından bu yana iktidara, devlete, krala yada kabile liderlerine karşı durulmakla, onun iktidarına karşı savaşmakla edinilen haklardır. Bugünde onlardan biriydi.

Tabiki bu konu üzerine derinlemesine konuşulmalı. Analizler yapılıp, çözümler hazırlanmalı (ki çözemiyoruz 30 yıldır). Fakat ben bu kadar derine inmeyeceğim. Olayın merkezinde durmak istiyorum sadece, ve orada kalıp bu pencereden izlemek istiyorum sahneleri. Yaşananlardan dolayı birinin evinde bir cenaze var. Politikleşmiş bir tabut var. Bir tek eşinin, çocuklarının elleriyle gözlerinden sildikleri yaşlar çok sahici. O yaşlarında kendince anlattıkları çok fazla dert var. Keşke teker teker dinleyebilseydik, yada bu işin sorumluları dinleyebilseydi.. Biri "oh oldu" der bugün, biri "kahretsin yazık oldu" der, ama sonuç değişmez.. Biri öldü 18 martta.

Sorumlusu devletin orantısız güç kullanımı desen..

Sorumlusu 18 Mart'ın Çanakkale zaferine denk düştüğünü bilerek, toplum hassasiyetlerine dikkat etmeyerek çoluk çocuğu kadını, anlamı baharın gelişi olan bir bayramı kutlamaya savaşa gider gibi götüren BDP desek..

ama bir insan öldü.

BDP'ye  : 

Festival gibi kutlansa nevruz.. Konserler, sergiler, yarışmalar, toplumu kucaklayacak etkinliklerle dolu olsa. Sen tüm bu etkinlikler içinde monotofsuz, taşsız bir şekilde derdini anlatmaya çalışsan, hak arama mücadeleni, kürtlerin yakın tarih içerisinde çektiği çileleri türlü türlü etkinliklerle anlatsan. Ama hep o kullandığın "barış ve kardeşlik ve demokrasi" kelimesinin içini doldura doldura, diğer tüm toplumları kucaklaya kucaklaya yapsan bunu. 
Olmaz mı dersin ? Olduramaz mıyız ?

Bu yaşanan ölüm, senle devletin ortak katlidir. Sakın kendini suçsuz sanıp, başkalarını yaftalama. Olayda devletin suçu vardır, ama sende en az onun kadar bu cinayetin paydaşısın. 

..ama birilerinin çocuğunun,annesinin evinin direği öldü. Hacı sezgin öldü.




NOT : konuyu çok yüzeysel aldım, konunun aktörleri bakımından  çok boyutlu incelenmesi gerekir.
*serdar ortaç'ın mesafe isimli albümünde kullandığı bir kelimedir .

17 Mart 2012 Cumartesi

nedenburdayım.com.sb

Bi yerden oturup bu bloğa başlamalıydım. Sanırım bloğu hazırlayıp yeni bir yazı yazmayı beklemem 5 ayımı aldı. ilk önce ne yazsam bilemedim. Eski gençlik günlerimde ki gibi güncel politik yazayım dedim, sonra bende kendimden vazgeçerim diye sıkıldım. Twitter'da yazdığım 5 bin politik,kültürel,mahalli,absürd,falan,filanlı cümlelerimi derinlemesine uzun yazılara dökeyim dedim. Ama bir türlü başlayamadım. Aslında karar veremedim. Herkes de bi yandan neden yazmıyorsun diyordu. Yeteneksizim yada üşeniyorum yada ben senin bildiğin blogçulardan değilim, olamam diyemedim. Savunmam hep "tamam söz başlıyorum" oldu. Bir sürü söz verdim. Özellikle küçük odalar isimli bloğumda benim özensiz yazılarıma rağmen takip edip, yazılarımı okuyanlar (sağolsunlar)reyazmak konusunda oldukça teşvik ettiler. 

Sanırım haftada bi kaç kez ordan burdan birşeyler karalıycam demiycem, karalamak fiili artık neopc'ciler için eski bir tabir olur, klavyemin üzerinde ki tozu alcam. Yani ışığı olmayan bir yolda ilerlemeyi planlıyorum. Mumumu yakabildiğim sürece benim geçtiğim yerde, benimle olanlar ışığı hissetcek.

Ha bu arada. Hiçte yazmayabilirim. Çünkü kendimi bile inandıramıyorum bu konuda. Gerçi bin yıldır yazı yazdığım için, anlatacak kelimem bitmez diye düşünüyorum. Tek derdim bu yazmaya karşı olan yorgunluğum. Onuda belki atlatırız zamanla.

Bloğun var mı derdin var işte. Babam "yazmakla bi yere varılmaz" dedi bana kaç kez. İçten içe içerlediğim bir laftı bu.  Doğru aslında. Yazmakla bi yere varılmıyor. Yazmak kendini ve okuyucuyu kelimelerin yalanına inandırmaktır. Gerçekle, gerçek olmayan arasında ki çok ince bir çizgidir. ee içinde çocuk olanlar yalnızca o çizgiye basarak yürümenin güzel bir oyun, sahici bir gerçek olduğunu bilirr.

Not: Neden bloğun adı "sarı koltuklar" diye sorarsanız, onu ilerideki yazılarımda anlatcam (anlatacağım).