Takip et: @slckbymz

29 Haziran 2012 Cuma

Durmak'ta Yaşamaya Dahil



Durmakla ilgili derin kaygılarım var. 

Kendimi bazen yürüyen merdivende "duran bir adam" gibi hissediyorum. 
Duruyorum. 
Altımdaki bant gidiyor, bende gidiyorum, o sırada hayat akıyor, çevremde insanlar gidip geliyor. Bense duruyorum. Günler yıllar eskiyor, zaman altımdan akar giderken önce kendi hayatım sonra da çevremde benim hayatımı var eden her şey ilerliyor.

Sende belki benim hissettiklerimi yaşıyorsundur.

Mesela ülke gündemi hızla değişiyor, bir gün Suriye ile savaş ihtimali, bir gün terör, şehitler, bir gün kadının bedeni kadının, ölümler kalanlar, mahkumlar, yangınlar.. Bense çocuk masumiyetiyle bakıyorum tüm bu yaşananlara. Anlıyorum her şeyi, hatta tepkiler veriyorum.. Ama bu kadar.

Hani şöyle düşün, şiddetli bir yağmurda şemsiye altında yürüyen insanlar gibiyiz. Evet, yerler çamur, ayakkabılarımız su birikintilerine girip çıkıyor, etrafta yağmurdan ıslanan insanlar kaçışıyor. Kimisi yağmurdan korunacak bir yer ararken, kimisi dükkanların, evlerin,  barakalarının altına korunmak için sığınıyor. Yağmurun değdiği insanlar ıslanıyor, işleri aksıyor,  randevularına bozulmuş ıslak saçlarla gidiyorlar, günleri perişan bir hal alıyor. Ve biz "şemsiyeliler", - yağmurun değmedikleri - duruyoruz.. onları izliyoruz. İki seçenekten ya "ne güzel, bereket.." ya da "hay aksi yağmur" deyip oradan uzaklaşıyoruz. Şemsiyemizin altında, yağmurun insanların başına getirdiği felaketleri gözlemleyip, "ah vah" ediyoruz. Ah vah ettiğimize göre de, paylaşmış oluyoruz acılarını. 
Hemde öyle bir paylaşmak ki..; "paylaşmak", bu modern zamanlarda, en çok anlamını yitiren kavram oldu belkide. Birbirine hiç bakmadan, göz göze gelmeden, ellerimizi tutmadan hüzünleri mutlulukları paylaştığını zanneden insan sürüleri haline geldik. Örneğin, Sosyal medyada veya TV izlerken paylaşılmış mutluluklarımız ve acılarımız var artık. "Hiç olmazsa kalbinle büz o haksızlığı, dilinle yargıla.." kıvamındayız. "Ah vah" edip köşeye çekiliyoruz. Dokunamadan, hissetmeden..  Ne şehitlerin acısını paylaşabiliyorsun aslında, ne babasız bir evladın acısını, ne de politik ekonomik bir çıkmazda yaşayan aileyi..  Artık bedenler değilde, sanal ruhlar birbirine değiyor. 


"Şemsiyeli" şanslılardanız biz. En azından ben.. Yağmur elbet bizi de vuruyor. Ama vursa da doluya tutulanların yanında bizimki, bir annenin "üstünü değiştir evladım hasta olacaksın" hissiyatını geçmiyor.


Evde, okulda, iş yerlerinde, aslında hızlıca akan hayatın tam ortasında "duruyor"uz. Şimdi "olur mu ben deliler gibi çalışıyorum, kafamı kaldıramıyorum" diye itiraz edenleri duyar gibiyim. Ama bir etrafınıza bakın, neredeyse ışık hızıyla raylar üzerinde akan bir trenin içinde,  pencereden dışarıyı izleyen çocuklar gibiyiz. Savaşlar, açlık, adaletsizlikler dışarda pencereden geçerken, biz sahip olduğumuz küçücük vagonumuzda mutlu bir hayat kurup yaşamaya çalışıyoruz. 

Durmak bir yaşama biçimi oldu bu çok postmodernli zamanlarda.  İşte ben tüm bunların içinde duruyorum.  Bantın üzerinde gidiyorum, etrafıma bakınıyor, izliyorum. Bazende elimde şemsiyem. Mazbut adımlarla yürürken, olanı biteni anlamaya çalışıyorum. Bu arada ayakkabımın içinde su birikintilerinden ıslanan çorabımın beni hasta edebileceğini düşünüyorum. Bir hayat var etrafımda. Tamda içindeyim. Kalabalıklar arasından geçiyorum. Her şeyden haberim var. Yoldan geçenleri, ıslananları görüyorum ve feci  derecede  üzülüyorum.
  
Artık Durmanın bir eylem, bir fiil olduğu yerdeyiz.
Dedim ya, durmak'la ilgili derin kaygılarım var. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder