Bi yerden oturup bu bloğa başlamalıydım. Sanırım bloğu hazırlayıp yeni bir yazı yazmayı beklemem 5 ayımı aldı. ilk önce ne yazsam bilemedim. Eski gençlik günlerimde ki gibi güncel politik yazayım dedim, sonra bende kendimden vazgeçerim diye sıkıldım. Twitter'da yazdığım 5 bin politik,kültürel,mahalli,absürd,falan,filanlı cümlelerimi derinlemesine uzun yazılara dökeyim dedim. Ama bir türlü başlayamadım. Aslında karar veremedim. Herkes de bi yandan neden yazmıyorsun diyordu. Yeteneksizim yada üşeniyorum yada ben senin bildiğin blogçulardan değilim, olamam diyemedim. Savunmam hep "tamam söz başlıyorum" oldu. Bir sürü söz verdim. Özellikle küçük odalar isimli bloğumda benim özensiz yazılarıma rağmen takip edip, yazılarımı okuyanlar (sağolsunlar)reyazmak konusunda oldukça teşvik ettiler.
Sanırım haftada bi kaç kez ordan burdan birşeyler karalıycam demiycem, karalamak fiili artık neopc'ciler için eski bir tabir olur, klavyemin üzerinde ki tozu alcam. Yani ışığı olmayan bir yolda ilerlemeyi planlıyorum. Mumumu yakabildiğim sürece benim geçtiğim yerde, benimle olanlar ışığı hissetcek.
Ha bu arada. Hiçte yazmayabilirim. Çünkü kendimi bile inandıramıyorum bu konuda. Gerçi bin yıldır yazı yazdığım için, anlatacak kelimem bitmez diye düşünüyorum. Tek derdim bu yazmaya karşı olan yorgunluğum. Onuda belki atlatırız zamanla.
Bloğun var mı derdin var işte. Babam "yazmakla bi yere varılmaz" dedi bana kaç kez. İçten içe içerlediğim bir laftı bu. Doğru aslında. Yazmakla bi yere varılmıyor. Yazmak kendini ve okuyucuyu kelimelerin yalanına inandırmaktır. Gerçekle, gerçek olmayan arasında ki çok ince bir çizgidir. ee içinde çocuk olanlar yalnızca o çizgiye basarak yürümenin güzel bir oyun, sahici bir gerçek olduğunu bilirr.
Not: Neden bloğun adı "sarı koltuklar" diye sorarsanız, onu ilerideki yazılarımda anlatcam (anlatacağım).
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder